tutanaklara geçmemiş bir yol nitelemesi | etka eyyubi




tutanaklara geçmemiş bir yol nitelemesi

 

Çatlayacak kadar susku yüceltti yağmur saçlarında sonra sustu susarak susulması gerekeni ve nokta koydu göğün kalbine. Sükût ecinni libasında zuhur etti kentin meleksiz ve vebalı sokaklarında. Kıyamet dedi buna, aşksızlıktan kaskatı kesilmiş ve kurgusu ontolojik hiçliklerin üzerine kurulmuş sabıkalı bir çağın son yürüyüşüydü bu.

‘‘Kardeşlerim dedi; lanetimin varisleri! Ben bu çağın Ebazer’iyim bakmayın yüzümdeki sevinç sağanağına oysa suskun ve kederdir çocuk yüzlerinden apardığım. Tanımlar aramayın yalnızlığıma burada kaybettiğinizi bulamazsınız. Ama kalbinize aşkı nazil eden kar taneleri eşliğinde meleklerinden gönderecektir o zaman anlayacaksınız bu hüzün bana kimden armağan.’’

Şivekar bir hüzünle söze durdu ve yüzünün çatlaklarından konuşkanlıklar ayıkladı. Kalbi bertaraf edilmiş varsıl bir yoksulluğa bakıyordu, tarifler arıyordu sus alfabesiyle ve düşler düşlüyordu söz kentini terk etmeden. Söz giderse biliyordu ki ufunet kusacaktı şehir ve o zaman hiçleşecekti. Kerahat vakti ayet gibi okuyup yeryüzü şarkısını ellerine baktı ve damarlarından harfler döküldüğü gördü. Toplamaya çalıştı ama kan damarda nasıl durmuyorsa sözü de sahiplenemedi öylece akıp gitti gözlerine değip.

‘‘Sizler, kalbimin çoraklığında ikamet edenler! Uygun adım ölüme yürümeden önce vicdanınızın gediklerini kapatın ‘ah’ çöreklenmeden sizi var eden gerçeğe. Sonra arkanıza bakmadan kendinize yürüyün ki inşirah bulsun kalmak için gitmeleriniz. Ekmeğin, tuzun ve aşkın sahibine yemin olsun ki: Sizi hiçlikten hiç kılan unutmadı ve kalbinizden çekmedi ellerini. Unutun unutmayı ve unutmayın ki kendisini unuttuğunda kıyameti kopar hiç olanın.’’

Konuşması bittiğinde yalnızlığını ve sözlerini alıp kendine bir mezar kazmaya başladı. Mana veremedi oradakiler sadece izlediler ve dillenen suskunun hikayesine yürek verdiler. Sustukça anlattı adam ve kazdıkça daha da güzelleşti sustuğu. Esrik bir serinlik hissetti oradakiler çünkü mana kendini bulmaya başlamıştı. Gitmekle hiç olanın hiçleştiğini kalarak sadece düşsüz kaldıklarını fark ettiler. Kazdı adam hikayeyi anlatmaya devam etti ve öğrendi gidenin kalan olduğunu ve her gidenin kalmak için gittiğini. Hikaye bittiğinde soluklandı önce sözlerini, sonra kalbini gömdü.

‘‘Kardeşlerim, aynı hikayede benimle yürüyenler. İnşirah dileyin ve dağılın kalbinizin coğrafyalarına, soluklanın ve haki yalnızlıklar devşirin. Aşkı terennüm edin yanına sancıyı katıp, sonra mezarlar kazın kalbinize o zaman öğreneceksiniz ‘yalnızca hüznü vardır kalbi olanın’*.’’

 

* İlhami Çiçek

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !