En Saf Fobi

                 

Topal Necmi köşeye sinmiş kurbanını bekliyordu. Mustafa Sayın’ın uzaktan kendisine doğru geldiğini gördüğünde, bugüne kadar hazırlamış olduğu siyasi suikastları düşünüyordu. “Bu son!” demişti sabah evden çıkarken, bundan sonra emekliye ayrılacak, Ayvalık’a yerleşecek, bir kayık alıp balık avlayarak geçirecekti günlerini. Bu son işiydi ve çok temiz yapılmalıydı. Topal Necmi bir aydır hazırlanıyordu bu iş için. Mustafa Sayın’ın sağlık raporlarını gördüğünde karar vermişti silahın ne olduğuna. Kurbanı daha önce kalp krizi geçirmişti ve ikinci bir kriz ölümcül olabilirdi.

Mustafa Sayın ve beraberindekiler iyice yaklaştılar. Topal’ın kasları gerildi, gözleri kısıldı. Avına saldırmayı bekleyen bir leopar gibi son hamlesini yapmaya hazırlandı ve olduğu yerden fırlayıp Mustafa Sayın’ın karşısına dikildi. Hepsi, Topal’a şaşkınlıkla bakarken Topal aniden “esselamu aleyküm!” dedi.

Mustafa Sayın irkildi. Yanındakiler seküler cenahtan önemli adamlardı. Açık açık “aleyküm selam” diyemezdi. Selamı almamazlık da yapamazdı. Mendebur herif “es” diye başlamıştı üstelik selama. Alnında iri ter damlaları belirmeye başladı. Başı da dönüyordu hafiften. Yo yo karşılık veremezdi ama vermeliydi. “Selam! Esselam! Olamaz! Kalbim!”

Birden yere yığıldı Mustafa Sayın. Hafif bir titreme geçirdi ve zayıf kalbi duruverdi. Topal Necmi diğerlerinin şaşkın bakışları altında, topuğu üzerinde dönüp uzaklaştı. Bir görevi daha yerine getirmenin huzuru yansıyordu yüzüne…

 

Müslüman Olmanın Dayanılır Gibi Olmayan Hafifliği

 

“Katil diyecekler bana.”* diyordu katil. Katil, kendisine katil denmesinden korkuyordu garip bir şekilde. Katil, katilliğinin bilincinde değil desek, bu olamazdı çünkü kendi elleriyle öldürmüştü kurbanını. Katil, katil olmaktan korkuyor idiyse, niye katil olmuştu o zaman? Şimdilik katili düşünceleriyle baş başa bırakalım. İleride onunla tekrar karşılaşacağız.

Bir televizyon programında Hulki Cevizoğlu, “kim oy veriyor AKP ye” diyor ve devam ediyor, “kağıt üzerinde Türkiye’nin yarısı AKP ye oy vermiş ama sokakta sorsanız kimse ben verdim demiyor, anketlerde de vereceğim demiyordu. Tahminler de hep yanlış çıkıyor. Utanıyor bunlar açık açık AKP ye oy verdim demeye. Arkasında duramıyorlar oylarının!”

Buna yakın şeyler söylüyordu. Tabi ki o kendince, AK Parti oy verilecek parti değil de ondan böyle oluyor diye düşünüyordu. Gerçek şu ki, sokaktaki adam AK Partiyi kendine yakın buluyordu ama kuru gürültü medyası o kadar gürültü çıkartıyordu ki halkı aşağılamak adına, insanlar çekiniyorlardı “göbeğini kaşıyan adam” söyleminden. Üstelik de yerden göğe haklılardı çekinmekte.

Özal dönemiyle başlayıp Özal’ın öldürülmesiyle kesintiye uğrayan, daha sonra AKP iktidarıyla yoluna devam eden bir ekonomik değişim yaşıyor Anadolu sermayesi. Şirketler kabuklarını kırıp dünyaya açılıyorlar. Muhafazakar kesimler ilkin firmalarıyla sonra da kendileri olarak “sınıf atlıyorlar.” Atlanan bir şey yok aslında ; “ There is no spoon! There is no spoon!”. Bu atlanan, zıplanan,  patlayan sınıflar beraberinde yeni alışkanlıklar yeni sorular doğuruyor. Muhafazakarlar parayı buldu mu önce evini, sonra hanımı değiştiriyor. Birilerini ve bir şeyleri tenzih ederim tabi ki… Ben etsem de değiştiriyorlar etmesem de. Yeni geldikleri mahallede ise işler karışık. Mahallenin kibar hanımları ve beyleri yeni taşınanlara burun kıvırarak bakıyorlar. Nasıl bakmasınlar! Mualla hanım gibi yüksek (?!) sosyeteden birinin alamadığı yalıya taşralılar taşınıyor. “Üstelik de ne kadar rüküşler!”

Şu yazının ana başlığına ne zaman geleceğim diye ben merak etmeye başladım doğrusu.

Bütün bu sosyolojik, ekonomik, trajikomik durumlar yaşanırken, çağdaş mahallenin kurallarına ayak uydurmaya çalışan muhafazakarlar garip bir ikileme düştüler; sonra da bu ikilem fobiye dönüştü. Evet evet “ selamün aleyküm fobisi.”  Biz kısaca “s.a.f.” diyelim bundan sonra.

Erken Özal dönemimde muhafazakarlar, sadece kendi aralarında selamlaşırlardı. Kamusal alanda “selamün aleyküm” denmezdi. O dönemde de bir çeşit s.a.f. vardı ama yapısı farklıydı. Selamün aleyküm diyen;  köylü, cahil, dinci olarak görülürdü ve devlet dairelerinde falansa bu, olacak iş değildi. Şimdiki s.a.f. ise çok farklı. Sınıfsal basamaklarda dağcılık peşinde, pastadaki payını biran önce almaya çalışan ve çok çalışkan bir muhafazakar kitle oluştu. Beyaz yakalı diyebileceğimiz bu kitle, tüccarlar gibi çok hızlı yol alamadığı için, sınıf atlatma patlatma yarışında kendisi gibi olmayanlarla dirsek temasında olmak durumunda kalıyor.

Örneğin, bir televizyon kanalında meslektaşlarıyla ilişkide olan muhafazakar beyaz yakalı, entelliğine halel gelmemesi için aldığı bütün önlemlere rağmen bir gün, amca oğlu olacak densiz, telefonda  “selamün aleyküm” der. Hiiih! Eyvah!

AK Parti iktidarıyla birlikte muhafazakar kesimde oluşan kendine güven, amca oğlu gibi tiplerin ortaya çıkıp, çok rahat “selamün aleyküm” demelerine neden oldu. Beyaz yakalıları zor durumda bırakan bu durum “aleyküm selam” korkusu haline geldi. Yani erken Özal dönemindeki s.a.f. sendromu a.s.f. haline dönüşerek yeni bir salgın başlattı.

Katilin “katil diyecekler bana” korkusuna dönecek olursak, muhafazakarın “muhafazakar diyecekler bana”  ya da Müslüman’ın “Müslüman diyecekler bana” korkusunu nasıl irdeleyeceğimiz ciddi bir sorundur.

Tekrar düşünelim şimdi. Müslüman, Müslümanlığının bilincinde değil desek, bu olamaz, çünkü kendi aklıyla iman etmişti. Müslüman, Müslüman olmaktan korkuyor idiyse, niye İslam’ı seçmişti o zaman? Ona Müslüman denmesi nasıl bir durum oluşturuyor? Dünyalıklarda bir azalma olur korkusu mu bütün bunların ardında yatan?

Son sözüm şudur ki herkes herkesi biliyor; sen istediğin kadar “aleyküm selam” deme! Bilen biliyor ve sana zaten dünyalık vermiyor. En azından ahiretini kurtar be safım. Pardon afsım!

 

 

*:Bkz: Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk. 


Kağan Tayanç (Müzisyen Hicret)

Yazının asıl kaynağı için:
www.yunusgibi.com

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !