![]()
![]()
Kul : Selam sana ey gece dileği !
Melek : Aleykümselam :) Dile benden ne dilersen. Geceden çıktım ben :)
Kul : Sonsuzluğu dilesem mümkün mü? Güzel olan herşeyin sonsuzluğunu ?
Melek : Tabiiki hemen vereyim. Hmm... Ama bir dakika. Almışsınız siz zaten onu :)
Kul : Ama ama... Bir karışıklık olmasın? Ben bunları geçici sanıyordum?
Melek : Hayır, hayır garantili ve kalıcı. Kalıcılık garantisiyle verilmiş hepsi size. Bakın bakın... Üstünde garantili kalıcılık belgesi var.
Kul : Evet yakından bakınca sonsuzluğun mührünü görebiliyorum.
Melek : Hepsi sizin için... Adınıza gönderilmiş, bakın bu sizin isminiz değil mi?
Kul : Evet, benim.
Melek : Paket teslim edildi :)
Kul : Gönderen ne kadar da ince :)
Melek: Çok!..
Kul : Beni ne kadar da iyi tanıyor.
Melek: Sizi de çok seviyor olmalı.
Kul: Herşeyi zevkime göre seçmiş. Benim onu çok sevdiğimden şüphe yok ama sanki ayrı düşmüş iki sevgili gibiyiz.
Melek: O size hep paket gönderiyor ama bazen siz evde olmayabiliyorsunuz ya da bazen onu başka paketlerle karıştırabiliyorsunuz. Şimdi gitmeliyim.
Kul: Tamam (Melek..melek..melek lütfen gitme!)
- Kul, meleğin ziyaret saatlerini çok seviyor.-
Hande Bağcıoğulları
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Topal Necmi köşeye sinmiş kurbanını bekliyordu. Mustafa Sayın’ın uzaktan kendisine doğru geldiğini gördüğünde, bugüne kadar hazırlamış olduğu siyasi suikastları düşünüyordu. “Bu son!” demişti sabah evden çıkarken, bundan sonra emekliye ayrılacak, Ayvalık’a yerleşecek, bir kayık alıp balık avlayarak geçirecekti günlerini. Bu son işiydi ve çok temiz yapılmalıydı. Topal Necmi bir aydır hazırlanıyordu bu iş için. Mustafa Sayın’ın sağlık raporlarını gördüğünde karar vermişti silahın ne olduğuna. Kurbanı daha önce kalp krizi geçirmişti ve ikinci bir kriz ölümcül olabilirdi.
Mustafa Sayın ve beraberindekiler iyice yaklaştılar. Topal’ın kasları gerildi, gözleri kısıldı. Avına saldırmayı bekleyen bir leopar gibi son hamlesini yapmaya hazırlandı ve olduğu yerden fırlayıp Mustafa Sayın’ın karşısına dikildi. Hepsi, Topal’a şaşkınlıkla bakarken Topal aniden “esselamu aleyküm!” dedi.
Mustafa Sayın irkildi. Yanındakiler seküler cenahtan önemli adamlardı. Açık açık “aleyküm selam” diyemezdi. Selamı almamazlık da yapamazdı. Mendebur herif “es” diye başlamıştı üstelik selama. Alnında iri ter damlaları belirmeye başladı. Başı da dönüyordu hafiften. Yo yo karşılık veremezdi ama vermeliydi. “Selam! Esselam! Olamaz! Kalbim!”
Birden yere yığıldı Mustafa Sayın. Hafif bir titreme geçirdi ve zayıf kalbi duruverdi. Topal Necmi diğerlerinin şaşkın bakışları altında, topuğu üzerinde dönüp uzaklaştı. Bir görevi daha yerine getirmenin huzuru yansıyordu yüzüne…
Müslüman Olmanın Dayanılır Gibi Olmayan Hafifliği
“Katil diyecekler bana.”* diyordu katil. Katil, kendisine katil denmesinden korkuyordu garip bir şekilde. Katil, katilliğinin bilincinde değil desek, bu olamazdı çünkü kendi elleriyle öldürmüştü kurbanını. Katil, katil olmaktan korkuyor idiyse, niye katil olmuştu o zaman? Şimdilik katili düşünceleriyle baş başa bırakalım. İleride onunla tekrar karşılaşacağız.
Bir televizyon programında Hulki Cevizoğlu, “kim oy veriyor AKP ye” diyor ve devam ediyor, “kağıt üzerinde Türkiye’nin yarısı AKP ye oy vermiş ama sokakta sorsanız kimse ben verdim demiyor, anketlerde de vereceğim demiyordu. Tahminler de hep yanlış çıkıyor. Utanıyor bunlar açık açık AKP ye oy verdim demeye. Arkasında duramıyorlar oylarının!”
Buna yakın şeyler söylüyordu. Tabi ki o kendince, AK Parti oy verilecek parti değil de ondan böyle oluyor diye düşünüyordu. Gerçek şu ki, sokaktaki adam AK Partiyi kendine yakın buluyordu ama kuru gürültü medyası o kadar gürültü çıkartıyordu ki halkı aşağılamak adına, insanlar çekiniyorlardı “göbeğini kaşıyan adam” söyleminden. Üstelik de yerden göğe haklılardı çekinmekte.
Özal dönemiyle başlayıp Özal’ın öldürülmesiyle kesintiye uğrayan, daha sonra AKP iktidarıyla yoluna devam eden bir ekonomik değişim yaşıyor Anadolu sermayesi. Şirketler kabuklarını kırıp dünyaya açılıyorlar. Muhafazakar kesimler ilkin firmalarıyla sonra da kendileri olarak “sınıf atlıyorlar.” Atlanan bir şey yok aslında ; “ There is no spoon! There is no spoon!”. Bu atlanan, zıplanan, patlayan sınıflar beraberinde yeni alışkanlıklar yeni sorular doğuruyor. Muhafazakarlar parayı buldu mu önce evini, sonra hanımı değiştiriyor. Birilerini ve bir şeyleri tenzih ederim tabi ki… Ben etsem de değiştiriyorlar etmesem de. Yeni geldikleri mahallede ise işler karışık. Mahallenin kibar hanımları ve beyleri yeni taşınanlara burun kıvırarak bakıyorlar. Nasıl bakmasınlar! Mualla hanım gibi yüksek (?!) sosyeteden birinin alamadığı yalıya taşralılar taşınıyor. “Üstelik de ne kadar rüküşler!”
Şu yazının ana başlığına ne zaman geleceğim diye ben merak etmeye başladım doğrusu.
Bütün bu sosyolojik, ekonomik, trajikomik durumlar yaşanırken, çağdaş mahallenin kurallarına ayak uydurmaya çalışan muhafazakarlar garip bir ikileme düştüler; sonra da bu ikilem fobiye dönüştü. Evet evet “ selamün aleyküm fobisi.” Biz kısaca “s.a.f.” diyelim bundan sonra.
Erken Özal dönemimde muhafazakarlar, sadece kendi aralarında selamlaşırlardı. Kamusal alanda “selamün aleyküm” denmezdi. O dönemde de bir çeşit s.a.f. vardı ama yapısı farklıydı. Selamün aleyküm diyen; köylü, cahil, dinci olarak görülürdü ve devlet dairelerinde falansa bu, olacak iş değildi. Şimdiki s.a.f. ise çok farklı. Sınıfsal basamaklarda dağcılık peşinde, pastadaki payını biran önce almaya çalışan ve çok çalışkan bir muhafazakar kitle oluştu. Beyaz yakalı diyebileceğimiz bu kitle, tüccarlar gibi çok hızlı yol alamadığı için, sınıf atlatma patlatma yarışında kendisi gibi olmayanlarla dirsek temasında olmak durumunda kalıyor.
Örneğin, bir televizyon kanalında meslektaşlarıyla ilişkide olan muhafazakar beyaz yakalı, entelliğine halel gelmemesi için aldığı bütün önlemlere rağmen bir gün, amca oğlu olacak densiz, telefonda “selamün aleyküm” der. Hiiih! Eyvah!
AK Parti iktidarıyla birlikte muhafazakar kesimde oluşan kendine güven, amca oğlu gibi tiplerin ortaya çıkıp, çok rahat “selamün aleyküm” demelerine neden oldu. Beyaz yakalıları zor durumda bırakan bu durum “aleyküm selam” korkusu haline geldi. Yani erken Özal dönemindeki s.a.f. sendromu a.s.f. haline dönüşerek yeni bir salgın başlattı.
Katilin “katil diyecekler bana” korkusuna dönecek olursak, muhafazakarın “muhafazakar diyecekler bana” ya da Müslüman’ın “Müslüman diyecekler bana” korkusunu nasıl irdeleyeceğimiz ciddi bir sorundur.
Tekrar düşünelim şimdi. Müslüman, Müslümanlığının bilincinde değil desek, bu olamaz, çünkü kendi aklıyla iman etmişti. Müslüman, Müslüman olmaktan korkuyor idiyse, niye İslam’ı seçmişti o zaman? Ona Müslüman denmesi nasıl bir durum oluşturuyor? Dünyalıklarda bir azalma olur korkusu mu bütün bunların ardında yatan?
Son sözüm şudur ki herkes herkesi biliyor; sen istediğin kadar “aleyküm selam” deme! Bilen biliyor ve sana zaten dünyalık vermiyor. En azından ahiretini kurtar be safım. Pardon afsım!
*:Bkz: Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk.
Kağan Tayanç (Müzisyen Hicret)
Yazının asıl kaynağı için: www.yunusgibi.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

BU DÜNYA EBEDİ KALMAK İÇİN YARATILMIŞ BİR MENZİL DEĞİLDİR.
ANCAK CENAB-I HAKKIN EBEDİ VE SERMEDİ OLAN DARÜ'S-SELAM MENZİLİNE DAVETLİSİ OLAN MAHLUKATIN İÇTİMALARI İÇİN BİR HAN VE BİR BEKLEME SALONUDUR.
BU DÜNYA MENZİLİNDE GÖRÜNEN LEZİZ ŞEYLER LEZZET VE ZEVK İÇİN DEĞİLDİR.
ÇÜNKÜ,VİSALLERİNİN LEZZETİ,FİRAKLARININ ELEMLERİNE MÜKABİL GELMEZ...
BUYURUYOR BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HZ.LERİ....
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"J.Paul Sartre 'ın yalnızca Tanrı otoritesinden değil , her türlü akli değerden de boşaltılmış ve tek sağlam değeri , bireyin kendisinden ibaret kılan dünyasında , özgürlük kuralların ve törelerin inkarından başka bir şey olamaz. St.Exupery'nin mertebelenmiş manevi dünyasında ise ... en yüsek özgürlük fiili bir sanatın bir oyunun... kurallarına rıza gösterir gibi onlara rıza göstermek ve böylelikle belirsizin başdönmesinden , yalnızlığın umutsuzluğundan kurtulmaktır. St.Exupery'e göre özgürlük, en katıksız şeklinde , bir düzene rıza gösteriştir."
Pierre - Henri Simon
(Gece Uçuşu'nun Önsözü)
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yaşadığımız dünyada rahatlık ile sıkıntı iç içe örülmüştür..Burası imtihan ,amel ve sabır yurdudur.Burda nefsimizin her istediği olmaz . Onun her istediğinin olmayışında pek çok hayır vardır. Bu hayrın ne olduğunu kul bilmesede YARADAN bilir.. Onun her işi güzeldir.Yüce RABBİM şöyle anlatır: Eğer ALLAH kullarına rızkı (malı, makamı,nimetleri) bol bol verseydi muhakkak yeryüzünde azarlardı. Fakat O her şeyi dilediği bir ölçüye göre indirir, verir. O kullarının bütün hallerini bilir.
Bazı sıkıntılar mümine manevi dereceler kazandırır; sevabını çoğaltır, onu yüce ALLAH'A yaklaştırır. ALLAH kırık ve yaralı gönüllere özel olarak nazar buyurur, mahzun kullarını çok sever. Hak dostu İbrahim Hakkı Erzurumi (k.s.)
Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler,
Arif anı seyreyler,
MEVLA görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
Deme niçin bu böyle,
Yericedir o öyle.
Bak sonuna seyreyle,
MEVLA görelim neyler,
Neylerse güzel eyler..
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
küçük bir kız çocuğundan...
yağmur camları deler mi acaba,
ya rüzgar çatıları uçurursa...
anne ben çok korkuyorum
anne ben çok üşüyorum
ayakkabılarım yırtılmış su geçiriyor
baba yenisini ne zaman alırız bu pabuçların?
ya anne atkım ne zaman tamam olur?
önce kardeşlerim mi doymalı yoksa
ben tek bir dilim yesem de olur mu elmadan
hayatımdaki en lüks şey öğle arası sıcak simit ve ayran
öyleyse para biriktirmeliyim...
kötü birşey mi çok kardeş olmak
peki ya benim ne suçum var
ne diye bana sorup duruyorsunuz evimizin kalabalıklığını?
Allah'a sorsanıza...
babam neden artık işe gitmiyor anne?
bir babanın işsizliğinin sorumlusu ben miyim?
ya dindar olmak neden bukadar zor?
öğretmenin dindarların örümcek kafalı olduğunu söyledi bu gün derste
ama sözlükte bulamadım anlamını
yeni bir sözlük alalım mı anne?
imam hatip okulları da çok kötüymüş
yine öğretmenimden öğrendim bu bilgiyi
beni oraya yollamayın nolur anneeee!!..
"sizden hiçbirşey olmayacak açmazsanız örtünüzü !"
ya Hz peygamber(sav) ya Taif? ya Hz.Sümeyye? ya ya ya ya ya...
ya ölüm...
çıkarıp atın demeyin ha kalbimiz ha örtü..
beklemek
sabretmek
ağlamak
ağlatılmak
dillenememek
engellenmek
anlaşılamamak
desteklenememek...
....
....
....
işte küçük bir kız çacuğu belki kırılganlığı ve hassaslığı vardı ceplerinde,
Allah onu böyle inşa etmişti,
onu bugunlere böyle hazırlamıştı
belki maddi manevi sınırlılıklar,belki sevgi ve ilgiden yoksundu,kalabalıklarda kayboluşu vardı çünkü
Allah onun kalbini böyle şekillendirmişti
O yarattığı her kula bir görev layık görmüştü,
bu küçük kızın görevi; çocukları korumaktı
devlerden ve devler ülkesinden...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çok güzeldiler ; bu kelimeler size nereden ve nasıl verildiler?
Mevlana'nın , "Vücudumun içinde gece gündüz daima benimle onun için cenk eden bu yürek nedendir acaba?" cümlesine saralım, sevgili müntehir İlhami Çiçek için dualarımızı. Ne dersiniz?
Bir de, Etka Eyyubi 'yi nasıl bilirsiniz?
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

tutanaklara geçmemiş bir yol nitelemesi
Çatlayacak kadar susku yüceltti yağmur saçlarında sonra sustu susarak susulması gerekeni ve nokta koydu göğün kalbine. Sükût ecinni libasında zuhur etti kentin meleksiz ve vebalı sokaklarında. Kıyamet dedi buna, aşksızlıktan kaskatı kesilmiş ve kurgusu ontolojik hiçliklerin üzerine kurulmuş sabıkalı bir çağın son yürüyüşüydü bu.
‘‘Kardeşlerim dedi; lanetimin varisleri! Ben bu çağın Ebazer’iyim bakmayın yüzümdeki sevinç sağanağına oysa suskun ve kederdir çocuk yüzlerinden apardığım. Tanımlar aramayın yalnızlığıma burada kaybettiğinizi bulamazsınız. Ama kalbinize aşkı nazil eden kar taneleri eşliğinde meleklerinden gönderecektir o zaman anlayacaksınız bu hüzün bana kimden armağan.’’
Şivekar bir hüzünle söze durdu ve yüzünün çatlaklarından konuşkanlıklar ayıkladı. Kalbi bertaraf edilmiş varsıl bir yoksulluğa bakıyordu, tarifler arıyordu sus alfabesiyle ve düşler düşlüyordu söz kentini terk etmeden. Söz giderse biliyordu ki ufunet kusacaktı şehir ve o zaman hiçleşecekti. Kerahat vakti ayet gibi okuyup yeryüzü şarkısını ellerine baktı ve damarlarından harfler döküldüğü gördü. Toplamaya çalıştı ama kan damarda nasıl durmuyorsa sözü de sahiplenemedi öylece akıp gitti gözlerine değip.
‘‘Sizler, kalbimin çoraklığında ikamet edenler! Uygun adım ölüme yürümeden önce vicdanınızın gediklerini kapatın ‘ah’ çöreklenmeden sizi var eden gerçeğe. Sonra arkanıza bakmadan kendinize yürüyün ki inşirah bulsun kalmak için gitmeleriniz. Ekmeğin, tuzun ve aşkın sahibine yemin olsun ki: Sizi hiçlikten hiç kılan unutmadı ve kalbinizden çekmedi ellerini. Unutun unutmayı ve unutmayın ki kendisini unuttuğunda kıyameti kopar hiç olanın.’’
Konuşması bittiğinde yalnızlığını ve sözlerini alıp kendine bir mezar kazmaya başladı. Mana veremedi oradakiler sadece izlediler ve dillenen suskunun hikayesine yürek verdiler. Sustukça anlattı adam ve kazdıkça daha da güzelleşti sustuğu. Esrik bir serinlik hissetti oradakiler çünkü mana kendini bulmaya başlamıştı. Gitmekle hiç olanın hiçleştiğini kalarak sadece düşsüz kaldıklarını fark ettiler. Kazdı adam hikayeyi anlatmaya devam etti ve öğrendi gidenin kalan olduğunu ve her gidenin kalmak için gittiğini. Hikaye bittiğinde soluklandı önce sözlerini, sonra kalbini gömdü.
‘‘Kardeşlerim, aynı hikayede benimle yürüyenler. İnşirah dileyin ve dağılın kalbinizin coğrafyalarına, soluklanın ve haki yalnızlıklar devşirin. Aşkı terennüm edin yanına sancıyı katıp, sonra mezarlar kazın kalbinize o zaman öğreneceksiniz ‘yalnızca hüznü vardır kalbi olanın’*.’’
* İlhami Çiçek
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
![]()
"Seni evinde yeniden oluşmaya zorlayacak bu hazımsızlık çok iyidir."
Antoine De Saint Exupery
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı